+90 (312) 232 33 93 / 231 70 92
·
avmehmettoprak@nasuhhukuk.com
·
Pzt - Cts 09:00-18:00
006003
Ziyaretçi Sayısı : 6003

KADIN – ERKEK EŞİTSİZLİĞİ

Nasuh Hukuk
AVUKAT Mehmet TOPRAK

Erkek ya da kadın olmak insanı bir diğerinin önüne çıkaran bir özellik değil, sadece bir cinsiyet ayırımıdır. Ancak, kültürlerin cinsiyetlere yükledikleri çeşitli anlamların dünya genelinde erkek cinsiyet rolünü diğerine göre üste çıkardığını söylemek yanlış olmaz. Buna toplumsal cinsiyet algısı yol açmaktadır. Toplumsal cinsiyet algısı da kültürel normlardan ayrı düşünülemez. Bu normlara göre, öteden beri erkeklerin yaptıkları işler önemli ve güç gerektirirken, kadınların yaptıkları işler ise bir bakıma sıradandır ve sorumlulukları gereğidir. Erkeğin temel görevi ailesini geçindirmek ve korumak gibi dış dünyayla ilgiliyken kadının temel görevi ise çocukları, kocası ile ilgilenmektir, evin içi ile sınırlıdır. Paleolitik (Yontma taş) çağında, insanlar tarım yapmadıkları için yaşamlarını avcılık ve toplayıcılık ile idame ediyorlardı. Bu dönemde erkeklerin görevi genellikle avcılık iken kadınların görevi de toplayıcılıktı. Bu dönemde temel olarak bir eşitlik ve işbölümü söz konusu iken, tarım toplumuna geçişle beraber erkekler, gücü ve güçle beraber mal varlığını da ellerinde tutmaya başladılar. Dolayısıyla erkek cinsiyeti kadın cinsiyeti üzerinde hâkimiyet kurdu ve onun üzerinde söz ve hak sahibi konumuna geldi. Çocuklar babalarının ismiyle anıldı, malvarlığı ve statü erkek çocuğa aktarıldı. Sanayi devrimi ile birlikte kadınlar, çok kötü çalışma koşullarında ve erkek çalışanlara göre daha düşük ücretle de olsa çalışma hayatına girmeye başladılar. Ancak yine de bu onları, erkek egemenliğinden kurtaramadığı gibi ikinci sınıf cinsiyet olarak görülmelerine ve sömürülmelerine de engel olmadı. Avukat Mehmet TOPRAK

Günümüz modern toplumlarında bile kadın erkek eşitsizliği pek çok alanda derin bir ayırımla hayatımızın içinde yer almaktadır. Fiziksel şiddet, cinsel ve duygusal istismar,  kayıt dışı istihdam oranları, toplumsal baskı, eğitime erişim gibi farklı konu başlıklarındaki güncel verilere bakıldığında kadınların erkeklere göre büyük bir farkla eşitsizliğe uğradıkları ortadadır. Konu, bunun gibi çeşitli boyutları ile düşünüldüğünde, kadınların büyük bir sosyolojik ve psikolojik kaynaklı sorunla yaşamlarını sürdürüyor olmaları ve doğuştan var olan temel insani haklarını yeterince kullanamamaları ürkütücüdür. Ayrıca, semavi dinlerde ve toplumsal öğretilerde kadınlara ve onların anneliklerine yüklenen anlamlar ve yüceltici söylemler düşünüldüğünde konu garip bir hal almaktadır. Avukat Mehmet TOPRAK

Şiddetin birçok tanımı ve anlamı vardır. Güçlünün zayıfı ezmesi, dayak, vurma, itme, küfür, tecavüz gibi fiiller, şiddet deyince ilk akla gelen örneklerdir. Ancak dünya sağlık örgütü (WHO) şiddeti, “Fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” olarak tanımlamıştır. Şiddet türleri arasında kabaca fiziksel şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet, duygusal şiddet sayılabilir. Günümüz teknoloji yaygınlığı sürecinde ise siber şiddet de yoğun bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Şiddet kavramında ilk akla gelen güçlü ile zayıf ayrımıdır. Güçlü şiddet uygular, güçsüz şiddete maruz kalır. Güç duygusal olabileceği gibi psikolojik de olabilir, yaşam veya iş konumuna da bağlı olabilir. Neresinden bakılırsa bakılsın varılacak nokta şiddete uğrayan güçsüzlerin varlığıdır. Kadınların maruz kaldıkları şiddet türlerinde “güçsüz” taraf olmaları yaratılışları gereği midir?  yoksa toplumsal öğretilerin de onların “güçsüzlüklerinde” etkisi var mıdır? Avukat Mehmet TOPRAK

Bütün toplumsal hak arama hareketlerinin başlangıç noktası “mahrum” bırakılan insanların bir araya gelerek mahrumiyetlerine karşı başkaldırmaları olarak tanımlanabilir. Dünyadaki kadın hak arama hareketleri Fransız Devrimiyle beraber anılabilir ancak 19. Yüzyıl sanayi devriminin oluşturduğu işbölümü dönüşümü ve ekonomik değişim ile başladığını söylemek yanlış olmaz. Feminist hareket olarak isimlendirilebilecek hak arama çabaları, görüldüğü üzere kadınları halen istenilen konuma getirememiştir. Yasalarda eşit hak ve sorumlukları olan kadın ve erkekler kültürel yaşamda eşit değillerdir. Nazım Hikmet’in Kuvveyi Milliye Destanı’ndaki “ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız, oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız.“ dizeleri bizim kültürümüzdeki kadın algısını ne güzel anlatmaktadır. Aynı şiirde kadınların milli mücadeleye verdikleri desteğin anlatımı da eşsizdir ve kadınların gücünü göstermektedir. Avukat Mehmet TOPRAK

Ülkemizde kadına yönelik şiddet istatistiği incelenirse, şiddetin tüm toplumsal kesimlerde yoğun biçimde var olduğu anlaşılır. Çeşitli derneklerin verilerine göre 2018 yılında ülkemizde 400’ün üzerinde kadın cinayeti işlenmiştir. Aynı yıl 300’den fazla kadın ise cinsel şiddete maruz kalmıştır. Aile ve Sosyal politikalar Bakanlığı ile Hacettepe Üniversitesi‘nin beraber yaptığı ve 2014’te sonuçları açıklanan araştırmaya göre ülkemizdeki kadınların en az üçte biri fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmıştır. Cinayet dışında kalan şiddet olaylarının önemli bir kısmının da gizlendiği ve bildirilmediği düşünüldüğünde sayıların çok daha fazla olduğu söylenebilir. Avukat Mehmet TOPRAK

Kadın ütü yapmadığında dayağı hak eder, izinsiz evden çıktığında dayağı hak eder, hayır dediğinde dayağı hak eder, hatta güldüğünde bile dayağı hak eder. Mini etek giyen kadın ise tecavüzü hak eder. Kadın namustur ve erkeğin adını lekelememelidir. Erkek kadına sahiptir ve tüm yaşamı erkek tarafından şekillendirilmelidir. Bu algısal gerçekliklerin altında yatan ve kadınları ezen kültürel söylem ve davranışlar yok edilmedikçe, gerçekçi ekonomik çözümler ve yasal düzenlemeler oluşturulmadıkça, eğitim politikaları hem erkeklerde hem de kadınlarda farkındalık oluşturacak biçimde yürütülmedikçe erkeklerin varsayımsal güçlerine dayalı şiddet eğilimleri maalesef sona eremeyecektir. 

Avukat Mehmet TOPRAK

    Ankara Barosu – 2020